Hayatta Kalma Meselesi: Su
Yeni bir yönetmelik yayınlandı. Belki gözünüze çarpmıştır. Su verimliliği… Eskiden böyle başlıklar çok azdı. Şimdi neredeyse her gün yeni bir düzenleme, yeni bir zorunluluk, yeni bir uyarı… İnsan ister istemez durup düşünüyor: Neden şimdi? Neden bu kadar sık? Durup Dururken ne oldu ki?
Çünkü bazı şeyler yavaş yavaş değil, fark ettirmeden değişir. Ve biz genelde iş işten geçtikten
sonra fark ederiz. Biliriz ki bitecek biliriz ki devamı yok ve biliriz ki döngüyü bozuyoruz.
Ama çoğumuz bir şey yapmadan izleriz.
Ve sonra günlerden bir gün musluğu açacaksınız…
ve su akmayacak. Aslında mesele o gün değil. Mesele, o gün gelene kadar yine hiçbir şeyin
değişmemesi. Bugün hâlâ suyu konuşurken, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi davranıyoruz. Oysa
gerçek çok sade:
Su azalıyor.
İhtiyaç artıyor.
Ve biz hâlâ eski alışkanlıklarımızla yaşıyoruz.
Su Meselesi Aslında Bir Yönetim Meselesi
İklim değişikliğini konuşuyoruz. Kuraklığı konuşuyoruz. Ama bazen en basit gerçeği
atlıyoruz:
Biz suyu yönetemiyoruz. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık
1.300 metreküp. Bu, teknik bir veri gibi durabilir. Ama sahada bunun karşılığı çok net. Benim
de içinde bulunduğum üretim süreçlerinde gördüğüm bir gerçek var:
Su varsa üretim devam ediyor. Su yoksa, en güçlü sistemler bile duruyor.
Buna rağmen, birçok şirkette su hâlâ bir “strateji konusu” değil. Belki de en kırılgan noktamız
tam olarak burası.
Yanlış Sorularla Doğru Yere Varamıyoruz
Son zamanlarda şirketlere en çok sorduğum sorulardan biri şu: “Ne kadar su tüketiyorsunuz?”
Ve her seferinde şunu fark ediyorum: Bu sorunun cevabını bilen çok az şirket var.
Üretimde su kullanıyorsan birim ürün başına ne kadar su tükettiğinde bence bir üretim verisi
üretimcinin bilmesi gerekir.
Ama daha önemlisi şu…
Bu soru tek başına yeterli değil.
Asıl sorulması gereken soru şu:
“Suya erişemezsek ne yapacağız?”
Çünkü su artık sadece bir kaynak değil. Bir üretim hattının devamlılığı, bir tedarik zincirinin
güvenliği, bir şirketin geleceği…
Hepsi suya bağlı. 1 ay su bulmazsanız fabrikanızda üretim nasıl devam edecek, cironuz nasıl
etkilenecek, şirketinizi hangi riskler bekliyor sordunuz mu?
Sormadıysanız artık sorma zamanı...
Görmediğimiz Yerde Büyüyen Risk
Bazı şirketler kendi tesislerinde suyu azaltmaya çalışıyor. Bu çok değerli.
Ama yeterli değil. Çünkü risk çoğu zaman fabrikanın içinde değil, dışında büyüyor. Tekstil
sektöründen çok tanıdık bir örnek:
Siz fabrikanızda suyu verimli kullanabilirsiniz.
Ama pamuğun yetiştiği toprak susuz kalıyorsa…
Tedarikçiniz suyu arıtmadan doğaya bırakıyorsa…
Yandaki komşunuz su verimliliğiyle ilgili hiçbir şey yapmıyorsa…
Aslında siz de o riskin içindesiniz. Su krizi artık tek bir noktanın değil,bir zincirin hikâyesi.
Bu Bir Çevre Konusu Değil
Su verimliliğini hâlâ “iyi bir uygulama” gibi anlatıyoruz.Oysa mesele çok daha derin.Açıkça
söylemek gerekirse:
Su verimliliği bir tercih değil.
Bir zorunluluk.
Bir hayatta kalma meselesi.
Çünkü:
Su maliyetleri artıyor.
Kurallar sıkılaşıyor.
Yatırımcılar artık sorular soruyor.
Ve en önemlisi…
Kaynaklar geri gelmeyecek şekilde azalıyor.
Aslında Ne Yapılması Gerektiğini Biliyoruz
Yeni yönetmelik de bize çok karmaşık şeyler söylemiyor.
Aslında hepimizin bildiği ama ertelediği şeyleri hatırlatıyor:
Ölçmek…
Azaltmak…
Yeniden kullanmak…
Ve yönetmek…
Bir Gerçekle Yüzleşme Zamanı
Kimse suyun biteceğine inanmıyor.
Belki de bu yüzden kimse gerçekten değişmiyor.
Ama su bir gün aniden bitmeyecek.
Sessizce çekilecek.
Ve biz bunu fark ettiğimizde,
çok şey için geç kalmış olacağız.
O yüzden bugün kendimize dürüst bir soru sormalıyız:
Su verimliliği yapmalı mıyız?
Hayır…
Asıl soru bu değil.
Su olmadan gerçekten ne kadar devam edebiliriz?
Sevgiyle,
Büşra Yoldaş
Kurucu | ETERNA Sürdürülebilirlik
Çevre Yüksek Mühendisi
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0
