Gerçekten Aşk İçin Ölmeli, Aşk O zaman Gerçek Aşk mı?
Az önce şarkı dinlerken şu sözler dikkatimi çekti: "I loved you dangerously, more than the air that I breathe." Türkçeye, "Seni canımı yakacak kadar, aldığım nefesten öte sevdim," şeklinde çevirebileceğimiz bu dizeler, aklıma o meşhur soruyu düşürdü: Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk mı?
Sanırsam hepimiz hayatımızın bir döneminde bu hissiyata kapılıyoruz. Bizi içine çeken o karanlık girdaplara ve çamurlu yollara bazen büyük bir coşkuyla, adeta koşarak gidiyoruz. Peki ama neden? Öncelikle bunun birçok sebebinin olduğunu söyleyebilirim. Psikolojik açıdan bizi zorlayan partnerlere veya sancılı süreçlere olan ilgimiz aslında zihnimizin ve geçmişimizin bazı oyunları diyebilirim. Yani aslında "hata" olarak adlandırdığımız partnerler veya durumlar; hatadan daha çok bildiğimiz yollar, konforlu hissettiğimiz alanlar.
Daha da açmam gerekirse; beynimiz için maalesef "tanıdık olan", "güvenli olandan" daha caziptir. Çocukluk döneminde kaos dolu bir ortamda yetiştiyseniz veya çok fazla eleştiriye maruz kaldıysanız, yetişkin olduğunuz zamanda size aynı davranışlarda bulunan insanları çekici bulabiliyoruz. Veya duygusal olarak mesafeli bir anne babanız varsa, aynı şekilde duygusal olarak mesafeli insanlara çekilebiliyorsunuz. Bu durumların bütününe de "aşinalık ilkesi" deniliyor. Bu duruma başka bir bakış açısı Freudcuğumdan geliyor: Tekrarlama Zorlantısı. Geçmişte çözemediğimiz bir travmayı veya alamadığımız bir onayı, benzer bir senaryoyu tekrar yaşayarak bu kez "kazanmaya" çalışıyoruz. İğneyle kuyu kazıyoruz resmen. Bizi zorlayan birini değiştirip onun sevgisini kazanmaya çalışmak; aslında geçmişteki bir figürden (ebeveyn gibi) alamadığımız onayı telafi etme çabası. Sanki telafi etmemiz gereken onlarca şey yokmuş gibi bir de bununla uğraşıyoruz, görüyor musunuz?
Neyse, konudan sapmadan; B.F. Skinner'ın edimsel koşullanma deneyleri, neden "zor" partnerlere takılı kaldığımızı bence açıklıyor. Bu deneyde fareciğe bir düğme veriyorlar; eğer bu düğmeye her bastığında peynir alırsa bir süre sonra doyuma ulaşıyor fakat değişken şekilde peynirler verilirse, yani fare ne zaman peynir alacağını bilemezse, fare o düğmeye takıntılı hale gelir ve ömür boyu o düğmeye basmaya devam eder. Zorlayıcı ilişkilerdeki o "bir gün çok iyi, bir gün çok kötü" hali, beynimizde kumar bağımlılığıyla aynı bölgeyi uyarır. Velhasıl kelam sevgili okuyucular; ne siz faresiniz ne de aşkınız peynir... Bunu unutmayın...
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0
