İran-İsrail Savaşının Gölgesindeki Nükleer Gerilim: Her Şey 3,67 ile Başladı
13 Haziran 2025’te patlak veren İran-İsrail savaşı, nükleer kaygıların sıcak çatışmaya evrilmesini gözler önüne serdi. ABD’nin de devreye girmesiyle bölgesel kriz küresel boyut kazandı. Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Şebnem Udum, sürecin perde arkasını anlattı.
İran ile İsrail arasındaki gerilim, 13 Haziran 2025'te savaşla sonuçlandı. İsrail’in nükleer silaha sahip olmayan İran’ı hedef almasının arkasında ise uranyum zenginleştirme seviyelerine yönelik güvenlik endişesi yatıyordu. Nükleer krizin fitilini ateşleyen sayı ise 3,67 idi.
Kırılma Noktası: 3,67
İran, 2015’te imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA) kapsamında uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 3,67’de sabitlemeyi kabul etmişti. Ancak yıllar içinde bu sınır aşıldı. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şebnem Udum, JCPOA’nin hem diplomatik hem teknik denetim açısından güçlü bir metin olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Zenginleştirmede yüzde 20 barışçıl sınırdır. İran’ın yüzde 60’a ulaşması bomba yapımına doğru ilerlediği endişesini doğurdu. Bu durum, İsrail’i askeri seçeneğe yöneltti.”
ABD’nin Devreye Girmesi: Denge Bozuldu
Savaşın seyrini değiştiren gelişme ise ABD’nin İran’daki üç nükleer tesisi B-2 bombardıman uçaklarıyla vurması oldu. Bu müdahale, tansiyonu daha da artırdı. Doç. Dr. Udum’a göre bu hamle uluslararası hukuk açısından tartışmalı:
“ABD, BM Şartı’nın 2. Maddesi’ni ihlal etti. Tehdit gerçekleşmeden yapılan önleyici vuruş hukuken meşru değil.”
Ateşkese Giden Yol
ABD’nin müdahalesinin ardından taraflar ateşkese razı oldu. Ancak bu, krizin sona erdiği anlamına gelmiyor. İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin “Tüm seçenekler masada” açıklaması, Tahran’ın geri adım atmaya niyeti olmadığını gösterdi. Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ise savaşın enerji güvenliğine uzanabilecek sonuçları olduğunu ortaya koydu.
NPT ve Güvenlik Paradoksu
İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf değilken; İran, bu anlaşmanın yükümlülüklerini kabul etmiş bir ülke. Doç. Dr. Udum’a göre bu durum, güvenlik kavramının tek taraflı yorumlandığını gösteriyor:
“İsrail’in nükleer kapasitesi varken İran’ın sivil amaçlı programı hedef alınarak bir güvenlik tehdidi tanımlanıyor. Bu durum, NPT rejimini zayıflatıyor.”
![]()
“Nükleer Silah Güvenlik Getirmez”
Doç. Dr. Udum, nükleer silahların mutlak güvenlik sağlamadığını vurguluyor. Soğuk Savaş döneminde caydırıcılık yaratan bu silahlar, günümüz dünyasında farklı anlamlar taşıyor:
“Nükleer teknolojiye sahip olmak, onu mutlaka silaha dönüştürmek anlamına gelmez. Aksi yönde bir karar, ekonomik yaptırımlar ve siyasi yalnızlık getirir.”
![]()
Sonuç: Diplomasi Tek Yol
Bugün gelinen noktada, savaş ve yaptırımların gölgesinde kalan diplomasi yeniden tek çözüm yolu olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Şebnem Udum’un ifadesiyle:
“Anahtar kelime müzakere. Teslimiyet değil, akılcı ve çok taraflı diplomasi esas alınmalı. Ancak böylelikle bölgesel istikrar ve küresel güvenlik sağlanabilir.”
Tüm bu gelişmeler, 3,67 gibi küçük bir sayının bile nasıl küresel sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne serdi. Ve bu kez, sayılar değil müzakereler konuşmalı.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0
